Bir Yaşam Şekli "Ebru" (marbling art)


Dünyadaki bütün renklerin, bütün duyguların din, dil, ırk gözetmeden birleştiği ilahi yüzey.
Ebru sanatının tarihi hakkında kesin olan yazılı hiç bir belge yok. İlk olarak ne zaman yapıldığı bile belli değil. Orta Asya'dan veya Horasan'dan geldiği rivayet ediliyor ve tarihçesi hakkında çalışma yapan büyüklerimizin yayınlarında bu konu hakkında pekçok bilgiye ulaşmak mümkün.
Ebru sanatının öyle çok hikayesi var ki geçmişine dair. Geçmişten gelen bir sanat olmasına karşın artık rivayeti değil, masalı değil, birebir gerçeği yaşıyor.
Sınırlarımızı çoktan aştı. Evrensel oldu. Daha kolay yapılabilir hale geldi ve sesimiz dünyaya yayıldı. Daha kolay malzeme bulunması sayesinde; anlaşılabilir, yapılabilir ve ulaşılabilir oldu.
Evrimini tamamlamanın yanında yeni yeni farklı yaklaşımlarla daha güzel, daha özel bir sanat olma yolunda da çok önemli yol katetti.
Sanat mı? Zanaatmi? sorularının ise artık gereksizliğine inanıyorum. Şimdiye kadar yapılanlar sağ duyu ile incelenseydi zaten bu tartışmaya bile gerek kalmazdı. Bu kadar özel ve insan doğasını mutlu eden bir sanat varmı?
Bunların dışında; bir de iç dünyası var ki sanatımızın, onun da üzerinde durmanın yararları var. Klasik, klasik, klasik Ebru diyoruz, neden? Çünkü klasik ebruda alın terinin toprağa karışması var, duygu, inanç, sabır, hoşgörü, anlayış, kimya, fizik, matematik ve insan var. Bütün bunlar birleşmezse olgunlaşma yok. Bunun dışında olan düşüncelere ise hiçbir zaman olumlu yaklaşmadım.
Kişisel düşünceme göre;
Mümkünse, doğal bulunan boyalarla veya insan sağlığına zarar vermeyecek olan boyalarla usta çırak ilişkisi ile yeniliklere açık olmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Sanat evrenseldir diyorsak böyle yapmalıyız, aksi takdirde sanatımızı dar kabukların, kalıpların içinde sıkıştırıp kalırız. Artık ebru sanatının akademik eğitimi olmalı ve ruhuna sadık kalınarak onun hak ettiği yere gelmesinde katkımız olmalı. Klasik diyerek yeni açılımların önünü kapatmanın gereksizliğine inananlardanım. Neden sadece 5 lale ya da 5 papatya olmalı ki?
Neden? Aynı lale, aynı menekşe ve aynı teknik kullanılarak farklı çalışmalar yapılmasın. İnsan beyninin ufku geniş neden aslına uygun kalmak kaydıyla içinden geldiği gibi farklı çalışmalar çıkartılmasın?
Madem ki "altın çöpe düşse değer yitirmez", öyleyse üreten ve güzellikler yakalayan yüreklerin, ellerin önünü kesmek niye .
Biz öğretmeliyiz;
Neyi? Yaratanı…"O' nun izni olmadan hiçbir şeyin huzura gelemeyeceğini… Edebi. Ar denilen duygunun ne olduğunu. Sanata sevgiyi öğretmeliyiz. Atalarımızdan kalan nadide bir sanat olan ebru sanatının gelecek nesillere taşınması gerekliliğini anlatmalıyız. Sanatımızın yollarını, yaptıkça daralmanın aksine yaptıkça açılan yolların ne olduğunu? Yaşam ile mücadele etmenin, sabırla eşanlamlı olduğunu, sanat yaparak huzur bulmayı, sevgiyi, hoşgörüyü ve tahammülü anlatmalıyız.
Tevekkülü yaşamalı, neylerse güzel eyler mevlam demeliyiz.
Hamdım, piştim, yandım diyor ya Sevgili Mevlana işte tam öyle…
Artık ebru sanatı dendiğinde "evet biliyoruz hani şu suyun üzerinde nakış yapılan sanat, tekne üzerine kâğıdı yatırıyorsunuz çıkınca sihir etkisi yaratan bir çalışma, büyü gibi" diyen birçok sevenimiz var.
Ebru sanatını bizlere hediye eden ilk üstatlarımızın ruhları şad olsun. Güzelliği suyun üstünde bile bizlere bahşeden Rabb'imden, Ebruyu öğrenmek isteyen her insana anlatmak ve öğretmek için sabır, zaman yolumda yılmadan devam etmeyi diliyorum.

Bir kase balım vardı elimde,
Tadını bilemedim
Bakarken yüzüne, aynımı gördüm içinde …M.Kavas

Mukadder KAVAS
Sanatının Elçisi